1 Kasım 2008 Cumartesi

Anı 4: Zeybek..


Sene bin dokuz yüz bilmem kaç. İlkokuldayız. İkinci sınıf ya da üçüncü sınıf. Önceki anılarımdan çocukluğumu takip eden okurlar varsa, ne kadar sulugözlü pis bir çocuk olduğumu anlamışlardır. Bu anımda da ne yazık ki yine gözyaşlarıma hakim olamıyorum.

Efendim sınıfça ulusal bayramlarımızdan şimdi hatırlayamadığım bir tanesinde, bir halk oyunu gösterisi yapmaya karar vermişiz. Bir tane adam tutulmuş bize ders verecek. Çalışıyoruz. Kimin ne yapacağı konuşuluyor. Verilen karara göre, sınıf otuz kişiyse, yirmi dokuzunun bir çember oluşturup aynı hareketleri yapması; bir kişininse çemberin ortasında tek başına doğaçlama hareketler yapması uygun görülüyor. Bu anıyı da ilgi çekici hale getiren şey, o bir kişinin bendeniz olması. Ulan anlamıyorum; sanırsın halk oyunlarında isim yapmış, "Efelerin efesi" tadında bir insanım. Hangi akla hizmet beni seçersin koyarsın oraya. Neyse.

Provalarda sınıf olarak son derece şeniz. Ben ortada birbirinden kıvrak fiigürler sergiliyorum. Kalpağımı havalara fırlatıyorum, dizlerimi öyle vuruyorum, öyle inletiyorum ki yerleri; bütün şehir gözünü dikmiş bu muhteşem gösteriyi izliyor sanki. Her şey güzel.

Sonra bayram geliyor çatıyor. Okulun bahçesindeyiz. Hocalar, veliler çevremizde. Herkes nefesini tutmuş gösterimizi bekliyor sabırsızlıkla. Ve başlıyor gösteri. Yirmi dokuz kişi dönüyor, dans ediyor; ben duruyorum. Bütün herkes gözünü dikmiş bakıyor; ben duruyorum. Öğretmenim bana kaş göz ediyor, "Hadisene oğlum?!" diyor; ben duruyorum. Nedir bu çile yarabbi. Her geçen saniye ömrümden bir ömür götürüyor. Yapamıyorum. Kaskatı kesiliyorum. Gözyaşlarıma hakim olamayıp çevremi sarmış o etten duvarı yarıp koşuyorum okulun dışına gidiyorum. Annem geliyor peşimden, "Dursana oğlum!?" diyor. Durmuyorum. Bu ne rezalet. Bu nasıl bir utanç.

İşte böyle. Aynı gösteriyi iki hafta sonra bir otelde yapıyoruz, kapalı bir salonda. Bu kez coşuyorum. Provalardaki gibi hayran bırakıyorum insanları kendime. Açık hava mı çarpıyor acaba beni. Bilmiyorum.

s.

4 yorum:

merve dedi ki...

ahahahahaahhhh :))))))))
yarıldım sinan sabah sabah hatta öğlen öğlen :D:D:D
ama verdiğim sözü de tutuyorum yeni hayranların bulunmakta...
örneğin bi tanesi şu an yanımda (ablam olur kendisi) kahkaha üstüne kahkaha atıyorr:D:D:D:D

Ayşenaz dedi ki...

ah be ne çocukmuşsun sinan,
ama işte çocukluk anıların kaynak oluyor sana şimdi güldürüyorsun insanları =)

eylül dedi ki...

Blogtaki az komik ifadenizi kutlamakla beraber,bu anıları ve korku filmi tadında çocukluğunuzu birebir yaşadığım için gülmüyorum...gece kursu,bizim okul başlığı alabilecek daha bir çok kötü anı, size malzeme olabilir...hikayelerdeki mağdur kişi de şüphesiz ben olurum...Ne çocukmuş falan diil...iğrenç bi çocuktunuz....mümkünse üremeyiniz..

s. dedi ki...

Bütün "Sevimli saf çocuk" imajımı yerle bir ettin :D