26 Temmuz 2009 Pazar

Anı 12: Nilay..


Efendim merhabalar. Fark ettim ki uzun süredir sizleri utanç verici anılarımdan mahrum etmişim. Düşündüm ki artık zamanı geldi. Aylardır sizlerden sır gibi sakladığım, hafızalardan silinsin istediğim bir anımı paylaşmanın, artık zamanı geldi.

Senee, kaç? Dur bakayım. Şimdi ablam ilkokulda olduğuna göre, 9-10 yaşlarında. Bu durumda ben de 4-5 yaşlarında oluyorum. 1994-1995 yani. Ne yazık ki, o zamanlar oldukça yabani bir çocuktum. Eve gelen misafire gidip de bir merhaba demeyen, bütün gün odasında öküz gibi lego oynayıp dergi okuyan biriydim. Toplumdan uzak marjinal bir yaşam sürüyordum. İşte az sonra anlatacaklarım da, toplum hayatına adım attığım ender zamanlardan birinde gerçekleşti. O zamanlar ablamın, daha sonra da benim okulum olacak, "Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu"nda yaşandı her şey.

Neden okula ablamı ziyarete gittik, anımsayamıyorum. Ancak o gün maksimum düzeyde kıskançlık duygusu beslediğimi tahmin edebiliyorum. Çünkü ablamın okula gidiyor olmasını o kadar kıskanırdım ki, eve gelip de okulda yaptıklarını anlattığında sözünü keserek "Biz de bugün okulda işte şöyle yaptık buraya gittik." gibi yalanları ailemin gözünün içine baka baka söylemeye hiç çekinmezdim. 

Dediğim gibi, ablamın ziyaretindeyiz. Okul bahçesinde öğrenciler bir o yana bir bu yana deli gibi bir mutlulukla koşuşturuyor. Sinirlerim çok bozuk. Ben de okula gitmek istiyorum. Derken ablamın sınıfına giriyoruz. Büyük bir coşkuyla karşılıyor bizi. Yalnız değil. Yanında, o zamanki kadim dostlarından, şimdi de zannedersem ara sıra görüştüğü, Nilay var.

Annem, ablam ve Nilay üçgeni arasında birtakım konuşmalar, gülüşmeler gerçekleşiyor. Ben ise küçük odamdan çıkıp onlarca insanın arasına girmiş olmanın travmasıyla çevreye sinirli bakışlar atıyorum. Kafam önde. Gerginim. İşte tam bu esnada, hiç istemediğim bir şey oluyor. Ne yazık ki, ilgi benim üstüme çekiliyor. Nilay'ın "Sinaan nabeer ay çok şekeer." şeklindeki çıkışları beni iyice geriyor. Annem ve ablamın da "Bak Nilay abla bak bak bak bak." dayatmalarıyla soğuk terler akıtmaya başlıyorum. Allahım neden buradayım? Neden odamda değilim? Aklımdan bu sorular geçerken, Nilay son noktayı koyuyor, "Gel öpeyim seni." diye bir hamle yapıyor bana.

İşte o an, benim kayışlarımın koptuğu andır.

Öncelikle bileğinden tutarak durduruyorum onu. Çevik bir hareketle o düz saçlarını yakalıyorum. İnce bir bilek hareketiyle kafasını yere dönecek şekilde büküyor, kendime doğru çekiyorum. Boşta olan sol elimle, sırtına şimşek gibi darbeler indiriyorum. Hatırlatayım tekrar, 4 ya da 5 yaşındayım. Nilay ağlıyor. Ben sinirliyim. Ayırıyorlar bizi. Olayın devamını çok net hatırlamıyorum, herhalde sinir krizi falan geçiriyordum.

Aradan yaklaşık 15 sene geçti. Nilay'ı bir daha hiç görmedim. Bilmiyorum Nilay, sende de bende olduğu kadar derin izler bıraktı mı bu olay acaba? Eğer ki bıraktıysa, eğer ki günün birinde tesadüfen denk gelir de bu satırları okursan, bil ki çok üzgünüm. Artık o günler geride kaldı. Kimsenin sırtına sırtına vurmuyorum. İzin verirsen, senden de özür dilemek isterim. Beni affet. Hoşçakal.

s.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

ahah atarlı küçük sinan ayıp etmişsin ya:D

Oğul Köker dedi ki...

ya hocam o değil de, beni çizcektin, noooldu :D :D

Terapi Blog dedi ki...

Blog için çok vakit ayıramadım.. ama buradaki çizimlerin size ait olup olmadıüğını merak ettim.. Eğer sizinse olmuşsunuz siz hocam :D

s. dedi ki...

bana ait valla, teşekkür ettim :)