
Uzuun bir aradan sonra yine birlikteyiz. Bu akşam huzurlu uyumak adına, an itibarıyla saat 02.54'te bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Saçma sapan yazım yanlışları, anlatım bozuklukları falan yapabilirim kusura bakmayın artık. Evet, çok fazla ihmal ettim burayı. Özür diliyorum konuya girmeden önce. Aralık ayıyla beraber daha bir şenlenecek buralar, daha hoş olacak. Söz.
Neyse. Bilen bilir, İzmir'den Ankara'ya okumaya gelmiş bulunuyorum. İlk zamanlar -blogdan da takip edilebileceği gibi- kafamda çok fazla önyargı ve soru işareti vardı. O zamanın gazıyla yazdık bir şeyler güzide başkentimiz hakkında, sövdük durduk; ama artık objektif bir Ankara yazısı yazabilecek kıvama geldim diye düşünüyorum.

Öncelikle gezip tozacak yerlerden bahsedelim. Mâlum kanı kaynayan genç bireyleriz. Dışarı çıkmak istiyoruz. Ankara da bize Kızılay, Tunalı, Bahçelievler -ya da "Bahçeli"- gibi seçenekler sunuyor. Bahçeli adlı yerle alâkam yok. Amerikan çakması "Yedinci Cadde", "Yirmi dördüncü Cadde" gibi yerler var burada bildiğim kadarıyla. Tunalı da öylesine bir yer işte. Birkaç katlı D&R'ı dışında beni etkileyen herhangi bir yanı yok. Kızılay daha bir sıcak, daha bir gidilesi geldi bu yüzden bana bugüne kadar. Bilindiği üzere burada kafeler barlar bir iş hanı tadında işletiliyor. Beş katlı apartmanın en üst dairesinde biranızı yudumlarken, yaban ellerdeki "ev" hasretinizi gideriyorsunuz bir nebze olsun. Fazla bir beklentiye girmemek lâzım Ankara'da gezeceksek.

Hava soğuk burada bir de. Üşüyorum. Alışkın değilim ben böyle şeylere. Yakında bir kar yağsa da bir kartopu oynamadan, kardanadam yapmadan göçüp gitmesek bu diyarlardan. Of neyse lan. Saate bakıyorum. 03.30. Yazıyı da doğru dürüst bir yere bağlayamadık galiba. Neyse. Yarın sabah erken kalkıp çamaşır yıkamak gibi planlarım vardı, anlaşılan bir başka bahara kaldılar. Yurt hayatı işte. Evet yurt hayatı. Ondan da bir sonraki yazımızda bahsederiz efendim. Öpüyorum.
s.