11 Haziran 2010 Cuma

Ehliyet: Part III..

Views


Efendim bilmem hatırlar mısınız, 2009 senesinin Aralık ayında "Ehliyet" başlıklı bir yazı dizisine girişmiş, lakin iki yazının ardından esrarengiz bir biçimde ortalardan kaybolmuştum. İşte bugün, tamı tamına 6 ay sonra bu üçlemenin son halkasıyla sizlerleyim. Size en son seslendiğimde yazılı sınava giriyordum. Girdim, geçtim, bir şey yokmuş. Neyse efendim direksiyon sınavına da girdim, geçtim, onda da bir şey yokmuş. Lakin, direksiyon sınavının sömestr tatilimin tam ortasına denk gelmesi sebebiyle, girmem gereken tarihte değil de daha sonra girdim ben falan. Bunun bedelini de ehliyet kursuna ekstra bir 50 lira borçlanarak ödedim.

İşte tee 4-5 ay önce olan bu olayların ardından, 50 liralık borcun çingen bünyeme etkisinden ötürü ben kursa gidip de ehliyet için gerekli belgeleri almadım. Uğramadım kursa. İhmal ettim. Lakin okul bitmeye yaklaşınca benim de götüm tutuştu, atladım gittim Kızılay'ın göbeğindeki ehliyet kursuma.

Sıcak bir karşılamanın ardından kurstaki sekreter ablayla karşılıklı oturduk. Kendisine güzelce hâl hatır sormamın ardından konu benim belgelerime geldi. "Tabii" dedi sekreter abla, "Hemen bakıyorum sistemden.". Gülümsedim. Her şey iyi giderken "Yalnız 50 lira borcunuz gözüküyor." dedi sekreter abla. Şu güzel ortamı bozmuştu sekreter abla.

Yalnızca birkaç saliselik bir sessizlik yaşandı dostlarım. Ben bu birkaç salisede mantığımın ve çingenliğimin amansız çarpışmasına şahit oldum. Saatler geçmişti sanki bu arada. Ardından ağzımdan dökülen kelimeler bu mücadelenin galibini açıklar nitelikteydi:

"Elli lira mı?"

Sekreter ablanın da yüzü ekşimişti. Şaşkınlıkla devam ettim: "Bu ikinci sınavın şeysi mi o? Ben onu verdim ki sınav sabahı. Burada siyah saçlı bi hanım vardı ona verdim ki ben.". Resmen yalan söylüyordum. Diyalogumuzun yaşandığı sırada sarışın olan sekreter abla, o siyah saçlı hanımın kendisinden başka biri olmadığını ve para aldığı herkese anında makbuz verdiğini söyledi. İşte bu noktada sıçmıştım. Elimden gelen tek şey sıvamaktı artık. Geri dönülmez bir yoldaydım. Bir daha hayatım boyunca görmeyeceğim bu insanların karşısında yüzümü kızartmayı göze almıştım.

"Kardeşim siz bana makbuz vermeyi unuttuysanız bu benim suçum mu!!1 Sizin ihmalkarlığınızın bedelini ben mi ödicem!! Bu ne rezalet kardeşim yetkili biri yok mu!". Sekreter abla bana müdür beyin odasını işaret etti umarsızca. Kalktım ilerledim kararlı adımlarla. Dışarıdan bakınca tarihin en büyük hak arama mücadelesini yapıyor gibi gözüken ben, içimden "Lanet olsun 50 lirasına, çıkarın lan beni buradan." diye haykırıyordum.

Müdür beye karşı da yüksek desibelle ve olağanüstü bir ciddiyetle sürdürdüğüm mücadelem açıkçası pek tesirli olamadı. "Efendim makbuz almamışsınız..." diye savuruyordu bütün ataklarımı. Söylediğim yalana o kadar kaptırmıştım ki kendimi, ödemediğim 50 lira için başlarına yıkacaktım kursu adeta. İçeriden sekreter ablayı duyuyordum bir yandan. İçeride beni bekleyen arkadaşıma "kurs ücretini yatırdığını iddia edip sonra kıvıran adam"ın hikâyesini anlatıyordu. Başka çarem kalmadı. Dönülmez diye girdiğim bu yoldan bir an önce kaçmazsam pencereden aşağı atacaktım kendimi.

"Tamam alın lanet olsun 50 liranız!!1" diye haykırarak, sanki bu pislik yuvası kursta bir an bile durmak istemediğimden ötürü ikinci bir parayı vermeyi göze almışım gibi davrandım. B planım buydu. Makbuzumu ve dosyamı teslim aldım. Koşar adım kaçtım gittim kurstan. 50 lirayı kurtaramamıştım ama yüzümde hakkımı aramış olmamın gururu vardı. Sonra "Ne hakkı lan ben zaten vermemiştim ki o parayı." diye düşündüm. Gülümsedim. Gittim aldım ehliyetimi.

s.

0 yorum: